İnTeRNeT TeKNoNoJi KuRuMLaRı FoRMu
Merhaba arakadaşlar iletişim için
lütfen üye olunuz

İnTeRNeT TeKNoNoJi KuRuMLaRı FoRMu

..::Bir Forum Olmakla --261-- SeRuVeNCiNiN meKaNıYıZ::..
 
AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

OSMANLI DEVLETİ' inde COĞRAFYA

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
!!..SüPéR ÆDMiN..!!
!!..SüPéR ÆDMiN..!!
avatar
Erkek
Yaş :
Kayıt tarihi : 12/03/08
Mesaj Sayısı : 607
Bulunduğunuz İl : burda olmak önemli
Meslek/Hobi : web tasarım
Tuttuğunuz Takım : intekli

MesajKonu: OSMANLI DEVLETİ' inde COĞRAFYA Mayıs 14th 2008, 16:14

OSMANLI
DEVLETİ’NİN DOĞUŞU, YÜKSELMESİ VE GERİLEMESİNDE COĞRAFYANIN ÖNEMİ

Osmanlı Beyliği’nin Coğrafyası
Bir
devletin genişlemesi ve büyümesinde, kuruluş yerinin coğrafyası büyük önem
taşır. Dünya tarihinde yer almış olan bütün devletlerin kuruluş yerinin coğrafi
özellikleri incelendiğinde, bu önem daha iyi bir şekilde anlaşılır. Tarihte çok
sayıda devlet, kuruluş yerinin müsait olmayışından ötürü, ya kurulduktan az bir
zaman sonra yıkılmış ya da pek gelişemeden varlığını sürdürebilmişlerdir. Öte
yandan bazı devletler de, müsait bir coğrafyada kurulmanın avantajını
kullanarak, kısa sürede genişleyerek büyük devlet olmuşlar ve uzun yıllar
varlıklarını korumuşlardır. Böyle bir avantajı kullanan devletlerin başında,
Osmanlı Devleti gelmektedir.

Osmanlı
Devleti’nin kuruluş yeri, Söğüt kasabası ve yakın çevresidir. Beyliğin kurulduğu
yıllardaki (1300) sahip olduğu toprak alanı, ancak 9.065 km².dir. Oldukça dar
bir alan olan bu bölge, Söğüt kasabası ve çevresini teşkil eder. Bu yörenin
coğrafyasına bakıldığında bazı özellikler göze çarpar. Anadolu Selçukluları
tarafından Ertuğrul Gazi’ye verilen ve Beyliğin doğum yeri olarak da
nitelendirilen bu yöre; Domaniç Dağı’nın kuzeydoğu eteklerinden doğu-kuzeydoğu
doğrultusunda Sakarya nehrinin çizdiği kavise kadar uzanan geniş çayırlık
alanlardır. Söz konusu bu alanın güneydoğusunda Selçuklu kalesi olan Eskişehir,
kuzeybatısında ise Bizans’ın önemli kalelerinden olan Bilecik kalesi yer
almaktadır.

Osmanlı
Beyliği coğrafyasına bakıldığında, doğusunda Sakarya Nehri ve onun ötesinde
oldukça sarp ve dik görünümlü Köroğlu dağları bulunmaktadır. Bu nedenle Ertuğrul
Gazi’yi ve oğlu Osman Gazi’yi, coğrafyası daha müsait olan kuzey , güney ve
batıya doğru yöneltmiştir. Güneydoğuda yer alan Eskişehir ve İnönü’yü içine
alacak şekilde olan geniş arazi parçası, Selçuklular tarafından Osmanlı
Beyliğine bağışlanmıştır. Yörenin batısında yer alan İnegöl Ovası ve ötesinde
tatlı bir meyil gösteren Domaniç yaylaları ile kuzeybatıda Sakarya vadisi
boyunca yer alan Bilecik ve ötesi oldukça cazip coğrafyalar oluşturmaktaydı. Bu
nedenle Osmanlı müsait olan coğrafyanın akışına kapılarak topraklarını
genişletmiştir. Ancak sırtını bölgenin en yüksek dağı olan Uludağ (Keşiş)’a
dayamış olan Bursa en korunaklı bölgede bulunuyordu. Domaniç yaylarından Bursa
kalesi ve çevresindeki uçsuz bucaksız ovalar, çok cazip
görünüyordu.

Osmanlı
Beyliği toprakları, bugünkü anlamda ele alındığında bile, genişlemenin yönünün
neden batıya doğru olduğu açıkça ortaya çıkar. Yöre bugün için Türkiye’nin 7
Coğrafi bölgesinden 4’ü olan İç Anadolu, Karadeniz, Marmara ve Batı (Ege)
Bölgelerinin tam kesişme noktasında yer almaktadır. İklim ve bitki örtüsü
bakımından ele alındığında ise geçiş bölgesini temsil etmektedir. Batısında
ormanlar, tarım için elverişli ovalar ve hayvancılık için ideal yaylalar
bulunmaktadır. Oysa doğu bölümünde ise, tarım ve hayvancılığı güçleştiren
coğrafya bulunmaktadır. Eskişehir ve daha doğusunda, karasal iklimin ortaya
çıkardığı bozkır ve yeknesak bir coğrafya görülmektedir. Batı ve kuzey bölümünde
ise Karadeniz iklimi ile Akdeniz ikliminin geçiş bölgesini oluşturan ve insan
yaşamı için dünyanın en ideal iklimi olan geçiş ikliminin (Marmara) ortaya
çıkardığı, tarım ve hayvancılığın yoğun bir şekilde yapıldığı coğrafya yer
almaktadır. Ulaşım bakımından ele alındığında, Ankara, Konya istikametinden
gelip Eskişehir- Bursa, Eskişehir-Bilecik-İstanbul yollarının kesişme noktasında
bulunmaktadır. Gerek Eskişehir, gerek Bursa ve gerekse Bilecik istikametinde
uzanan doğal yollar, Türk fetihlerinin istikametlerini belirlemiştir. İşte bu
cazip coğrafya ki, Osmanlı Beyliği’nin , kuzeye ve batıya yönelmesinde etkili
olmuştur.

Osmanlı
Beyliği’nin kuzeyde hızlı ilerlemesine bir sebep olarak da, doğal afetlerin
sebep olduğu söylenir. 1300 yılında Sakarya nehri taşmış ve büyük bir sel
felaketi yaşanmıştır. Sel, Sakarya nehri yatağının genişlemesine ve değişmesine,
bu arada vadi boyunca yer alan Bizans’a ait istihkamların tahrip olmasına yol
açmıştır. Bizans kaynaklarında, “Tanrısal gazabın bir işareti” olarak kabul
edilen bu sel felaketi, Bizans’ın ekonomisini de altüst etmiştir. İstihkamları
yıkılmış, ekonomisi bozulmuş zayıf Bizans karşısında Türkler üstün duruma
geçmişler ve kolaylıkla kuzeyde ard arda fetihler gerçekleştirmişlerdir.

Domaniç Yaylasından Bursa Ovası’nın
Görünüşü

Osman
Gazi, beyliğin topraklarını daha ziyade kuzey ve batı yönde genişletmiştir.
Osman Gazi’nin ölümüne yakın beyliğin sınırları, kuzeyde İznik, Lefke, Geyve ve
Hendek’e kadar, batıda ise İnegöl, Yenişehir ve Bursa yakınlarına kadar
uzanmaktaydı. Bursa’nın fethi ise hastalığı nedeniyle gerçekleşememişti.
Bursa’nın fethi oğlu Orhan Gazi’ye nasip oldu. Osman Gazi’nin, Uludağ
yamaçlarından Bursa’ya bakıp ta oğlu Orhan Gazi’ye; “Oğul, beni şu gümüşlü
kümbetin altına gömünüz.”diyerek vasiyette bulunmasında, Bursa Kalesi’nin ve
Bursa Ovası’nın coğrafi cazibesi oldukça etkili olmuştur.

Bursa’yı ele geçiren Osmanlı Beyliği’nin Orhan Gazi zamanında fethettiği
topraklar incelendiğinde, yine coğrafyanın çekiciliği ön planda olduğu açıkça
görülür. Orhan Gazi döneminde, Beyliğin batısında bulunan Güney Marmara’nın ve
kuzeyinde bulunan Kocaeli yarımadasının tamamının fethedildiği görülmektedir.

Yine
Orhan Gazi zamanında Osmanlı ordusunun, bugün bile Dünyanın en cazip ve en güzel
boğazlarını oluşturan Çanakkale ve İstanbul boğazlarının Anadolu yarımadası
tarafında kalan kıyılara kadar geldikleri görülmektedir. Şüphesiz boğazlarla
temas, Osmanlı’nın Balkanlar’a sıçramasında büyük etki yaratmıştır. Boğazların
güzelliği ve ötesindeki verimli toprakların varlığı, Osmanlı Beyliği’nin
Trakya’ya geçişini teşvik etmiştir.

Gelibolu’dan Trakya Yarımadasına Geçiş

Osmanlı
Türkleri’nin Avrupa kıtasına, yani Trakya yarımadasına geçiş tarihi 1352 olarak
kabul edilir. Çoğu Batılı kaynaklarda bu geçişte, coğrafyanın önemi açıkça
vurgulanır. 1 Mart 1352’de Gelibolu yarımadasında meydana gelen şiddetli deprem
sonucunda, bölge yerleşmeleri ağır hasar görür. Stratejik açıdan büyük önem
taşıyan Gelibolu (Kallipolis) kalesi ve kalenin surları yıkılır. Orhan Gazi’nin
Oğlu Süleyman paşa komutasındaki Türk birlikleri Çanakkale boğazını geçerek,
Gelibolu kıyılarına çıkarma yaparlar. Türkler’in yarımadaya çıkarma yapmasıyla
birlikte, zaten deprem sonucunda moralleri iyice bozulan Rumlar bölgedeki köy ve
kasabaları terk ederler. Terk edilen köy ve kasabalara, Türkler yerleşerek imar
ederler. Bu durum Bizans kaynaklarında, “İşledikleri günahlar nedeniyle
Tanrı’nın kendilerine verdiği bir ceza” olarak kabul edilir. Doğal coğrafyanın
ortaya çıkardığı bu olay, Türkler’in Balkanlar’daki hakimiyetinin başlangıcında
kolaylaştırıcı bir etken olarak görülmektedir.

Türkler’in,Trakya yarımadasını tamamen fethetmeleri pek fazla uzun
sürmez. 1365 tarihinde, Edirne (Adrianople) fethedilir ve Devletin başkenti
Bursa’dan Edirne’ye taşınır. Ancak bölgenin coğrafi şartları, Edirne’nin uzun
süre başkent olarak kalmasını engeller. Özellikle Meriç nehri boyunca oluşan
bataklıklar ve bu bataklıklarda hızla çoğalan sivrisinekler, Edirne’de insan
yaşamını olumsuz etkiler ve sık sık yaşanan sıtma salgınları, Osmanlı
Türkleri’ni başka yönlere ilerlemesini teşvik eder. Bu arada, Kocaeli
yarımadasını tamamen ele geçiren Osmanlı’lar, dünyanın en güzel şehri olan
Kostantinopolis’e (İstanbul) yönelirler.

Osmanlı
Devleti’nin yükselme döneminde Balkanlar’da yapmış olduğu savaşların tarihleri
ve mekanları incelendiğinde, coğrafya ile uyum içinde olduğu görülür. Örneğin
Kosova Savaşı (15.6.1339) Haziran, Niğbolu Savaşı (28.9.1396) Eylül aylarında
yapılmıştır. Söz konusu bu aylar, savaş iklimi açısından en uygun mevsimleri
oluşturmaktadır. Yine bu savaşlarda savaş meydanlarının coğrafi özelliği,
Osmanlı Devleti’nin üstünlüğü için uygun şartlar taşımaktadır. Oysa yenilgiyle
sonuçlanan Ankara Savaşı’nda durum böyle değildir. Bilindiği gibi Ankara Savaşı,
Temmuz ayının sonlarında (20.7.1402), Çubuk Ovası’nda yapılmıştır. Ankara
Savaşı’nda Hem iklim (bunaltıcı yaz sıcakları), hem mekan (akarsu,bataklık ve
bozkır) ve hem de beşeri coğrafya (Osmanlı ordusuna isteksizce katılan
askerlerin eski beyleri Timur’u karşılarında görünce, toplu halde Timur’un
saflarına katılmaları) , Osmanlı’nın aleyhine şartlar göstermiştir.

İstanbul’un Fethedilmesi ve Yüce Devlet
Olma

İstanbul’un fethi iyi tahlil edildiğinde, Osmanlı’nın coğrafyayı ön
planda tuttuğu açıkça görülür. Anadolu ve Rumeli hisarlarının yapılması,
boğazların coğrafi özelliğinden dolayı, Bizans lehine olan coğrafyayı, Osmanlı
lehine çevirme hareketi olarak algılanmalıdır. Öte yandan kuşatmanın ilkbahar
mevsiminde (Nisan ayı) başlatılması ve mayıs ayının sonunda başarıya ulaşılması
ise, tamamen bölge iklim şartları ile uyum içindedir (29 Mayıs 1453). Kuşatmanın
son günlerinde (Mayıs ayının üçüncü haftasında), beklenen başarı elde
edilemeyince, Padişah II. Mehmet Han’ın huzursuzluğu ve acele etmesi (zafer için
atını denize sürmesi ve karadan gemileri Haliç’e indirmesi), iyi tahlil
edildiğinde, yaz sıcaklarının yaklaşması ve böylece başarının bir başka bahara
kalacağı endişesi yatmaktadır.

Fatih
Sultan Mehmet’in yapmış olduğu savaşlarda coğrafi avantaj hep ön plandadır. Yine
Fatih’in Amasra’nın fethi için, Amasra’ya hakim bir tepeye geldiğinde; “Burası,
çeşm-i cihan (Dünya’nın Gözü) olsa gerek.”dediği ve tepeden yamaç aşağı
askerleri ile kolayca Amasra’yı alışında coğrafya önemli rol
oynamıştır.

Yavuz
Sultan Selim Han’ın Mısır seferi, oldukça zor coğrafi şartlar altında
yapılmıştır. O dönemin askeri üstünlüğü, seferi başarıyla sonuçlanmıştır. Ancak
daha sonraki dönemlerde, Mısır, Hicaz ve Yemen, Anadolu ile hiçbir zaman coğrafi
bütünlük oluşturmadığından, Osmanlı’ya çok pahalıya mal olmuş ve koskoca
devletin yıkılışında önemli etkileri olmuştur.

Bilimde ve Mekanda Gerileme Dönemi
Her ne
kadar, Kanuni Sultan Süleyman Han’ın dönemini Osmanlı Devleti’nin zirveye
ulaştığı dönem olarak kabul edilse de, çoğu tarihçiler tarafından bu dönemin
gerilemeye doğru yüz tuttuğu bir dönem olarak kabul edilir. Çünkü bu dönem artık
Osmanlı Yüce Devleti’nin sınırları oldukça zorlanmış ve doğal coğrafi sınır
hayli aşılmıştır. Gerek Arap yarımadası ve gerekse Kuzey Afrika, Osmanlı
Coğrafyası ile hiçbir zaman bir bütünlük sağlayamamıştır. Öte yandan
Balkanlar’da Tuna nehri, doğal bir coğrafi sınırı oluşturmaktadır. Osmanlı’nın
Balkanlar’da doğal sınır olan Tuna’yı zorlaması ve nehrin öbür yakasına geçmek
için göstermiş olduğu gayretler, Osmanlı Devleti’ne çok pahalıya mal olmuştur.

Viyana
kuşatmasındaki başarısızlık, coğrafyanın ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Kanuni
Sultan Süleyman, 1529 yılında Viyana’yı kuşatmak üzere sefere çıkar. Ancak hava
şartları göz önünde tutulmaz. Oysa mevsim, Balkanlarda yağmur mevsimidir. Buda
ile viyana arasında bardak boşanırcasına yağan yağmur, yolları geçilemez hale
getirir. Tam anlamıyla bataklığa dönüşen bölgede özellikle toplar taşınamaz.
Buna rağmen Eylül sonlarında kuşatma başlatılır. Hava şartları iyice kötüleşmiş
ve durmadan yağmur yağar. Yağışlar ile birlikte umulmadık derecede sert soğuklar
yaşanır. Yağmur ve soğuk, Osmanlı ordusunu perişan eder. Bir taraftan yağmur ve
soğuk, öte yandan açlık ve hastalıklar, ordunun moralini iyice bozar. Üç hafta
süren kuşatma boyunca, gün geçtikçe şartlar kötüleşir. Padişah, tüm askeri
birliklerini geri çekip, kuşatmayı yarıda keser ve böylece Viyana kuşatması
başarısız sonuçlanır. Viyana, Osmanlı için bir hayal olarak kalır. Hatta bu
başarısız kuşatma harekatı, Osmanlı Ordusu’nun moralini bozmuş ve fetih ruhunu
zedelemiştir. Bir bakıma Osmanlı Devleti’nin, duraklama dönemine geçişi coğrafya
tayin eder.

Bu
dönemi, Katip Çelebi (1609-1657), çok güzel tahlil eder. Katip Çelebi
“Cihannüma” adlı eserinde coğrafya ilmi hakkında şu bilgileri verir; “Coğrafya
fenninde yalnız ülkelerin ahvali yazılmayıp belki oralarda oturanların usul ve
adetleri, devlet işlerinin nasıl yürütüldüğü ve divan ahvali birlikte beyan
olunmak, bu fennin vazifesi olduğu cihetinden, tarihe üstünlüğü vardır ve tercih
olunur.” Yine Kâtip Çelebi, “Tuhfetü’l-Kibâr fi esfaril Bihar”adlı eserinde de,
Osmanlı Devleti’nin gerileme sebebini coğrafyaya bağlar ve coğrafya ilminin
önemini ve gereğini şu şekilde vurgular;“Hafi olmaya ki, devlet işlerini
üzerlerine almış olanlara bilinmesi lazım olan işlerden biri coğrafya fennidir.
Bütün yeryüzü ahvalini bilmek kolay olmazsa, bari Osmanlı ülkesinin şekli ve
etrafta sınırdaş olan memleketlerin tasviri bilinmek gerektir ki, bir yere sefer
etmek ve asker göndermek lazım geldikte, ona göre tedarik oluna. Düşman
vilayetine girmek ve sınır boylarını korumak tedbirlerini almak anında kolay
olur. Bu babta fenden habersiz kimseler ile meşveret yetmez, yerli dahi olursa.
Zira çok yerli vardır ki, kendi diyarını iyice bilip anlatmaktan acizdir. Ve bu
ilmin lüzumuna şu delil yeter: Yerebatası küffar, ol ilimlere ehemmiyet ve değer
vererek, Yeni Dünya’yı bulup Sind ve Hind limanlarına yayıldı. Venedik taifesi
gibi bir hor hakir kavim ki, küffar hükümdarları arasında rütbesi duka
payesinden ibarettir ve aralarında balıkçı unvanı ile meşhurdur, Osmanlı
Devleti’ninboğazına gelip ve garba hükmeyleyen şanlı devlete karşı kodu...”
Gerçekten de öyledir. Gerileme döneminde yapılan tüm savaşlarda coğrafya hep göz
ardı edilmiştir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
!!..SüPéR ÆDMiN..!!
!!..SüPéR ÆDMiN..!!
avatar
Erkek
Yaş :
Kayıt tarihi : 12/03/08
Mesaj Sayısı : 607
Bulunduğunuz İl : burda olmak önemli
Meslek/Hobi : web tasarım
Tuttuğunuz Takım : intekli

MesajKonu: Geri: OSMANLI DEVLETİ' inde COĞRAFYA Mayıs 14th 2008, 16:16

Gerileme ve Yıkılış’ta Coğrafya’nın Etkileri
Osmanlı
Devleti’nin Gerileme döneminde, coğrafi bilgi eksikliği, koskoca bir devletin
yıkılışında önemli etkisi olmuştur. Gerileme döneminde yapılan tüm savaşlar
incelendiğinde, bu etki açıkça görülmektedir. Sözgelimi Gerileme döneminde
yapılan Kırım Savaşı’nın sonucunu da coğrafya tayin etmiştir. 14 Kasım 1854
tarihinde ansızın ortaya çıkan beklenmedik kasırga, İngiliz donanmasını
darmadağın eder ve İngiliz donanmasının planı gerçekleşemez. Böylece
Sivastopol’un kuşatılması gecikir. Ve savaşın gidişatı değişir.

Çanakkale Savaşları, coğrafi bir yaklaşımla ele alındığında, coğrafyanın
önemi açıkça görülür. Gerçekten bugün bile Gelibolu yarımadasını ve Çanakkale
Boğazı’nı gezip gören bir insan, bölge topografyasının cazibesine kapılır.
Savaşların geçtiği yarımadadaki önemli tepelerin hepsi, tatlı su kaynaklarının
hemen tamamı, Türk askerlerinin kontrolü altında kalmıştır. Öte yandan boğazın
topografik özelliği, düşman gemilerinin ilerlemesine engel olmuştur. Bölgeye
hakim tepeler ve tatlı su kaynaklarının mevcudiyeti, Türk Ordusunu, düşman
kuvvetlere karşı üstünlük sağlamıştır. Tüm bu coğrafi avantajlara ek olarak,
iklim şartları da Türk tarafına avantaj sağlamıştır. Gelibolu yarımadasına
yapılan çıkartma gecesi aniden çıkan fırtına, İngiliz kuvvetlerinin farklı
bölgeden karaya çıkmasına yol açmış ve bu gelişme savaşın seyrini
değiştirmiştir.

Gerileme dönemindeki, coğrafi bilgi eksikliğine örnekler oldukça
fazladır. Bunların içinde Sarıkamış Harekatı ve Yemen Savaşları en bariz
olanlarıdır. Sarıkamış Harekatı’nda, Erzurum’da bulunan ordu komutanı tarafından
Enver Paşa’ya, harekat mevsiminin bölge iklim şartlarına uygun olmadığı
hatırlatılmış, ancak zafere bir an önce ulaşmayı düşleyen, sabırsız ve coğrafi
bilgiden yoksun Enver Paşa, komutayı eline almış ve Aralık ayının son günlerinde
harekatı başlatmıştır. Oysa Aralık ve Ocak aylarının, bölgede çok sert ve soğuk
geçtiği bilinen bir gerçektir. Enver Paşa’nın bu gerçeği göz ardı etmesi, 90 bin
Türk askerinin donarak şehit olmasına ve harekatın başarısızlıkla sonuçlanmasına
yol açmıştır. Bu yanılgı, gerçekten Osmanlı tarihinde yapılmış en büyük
yanılgılardan birisidir ve Yüce Devletin tamamen yok olmasına yol açmıştır.

Yemen
Savaşları, Osmanlı tarihinde önemli bir yer tutar. Yemen Savaşları’nda Osmanlı
Ordusu, İngiliz ve Arap kuvvetlerine değil, bölgenin ağır coğrafi şartlarına
yenilmiştir. “Burası Huştur, Yolu Yokuştur. Giden gelmiyor, acep ne iştir.”
türküsü, coğrafi şartların olumsuzluğunu açıkça ortaya koyar. Huş kasabasının
(Muş değil, türkünün aslı ve Yemen coğrafyası incelendiğinde, Huş olduğu
görülür), dik ve sarp yokuşu, bölgenin aşırı şekilde sıcak ve kurak oluşu,
Osmanlı askerlerini çok zora sokmuştur. Olumsuz iklim ve topografik özellikler,
Yemen’de 500 bine yakın Türk askerin şehit olmasına yol açmıştır. Peki, bu
savaşlarda coğrafya, neden göz önünde tutulmamıştır? Bunun cevabı gerçekten açık
ve nettir. Osmanlı Devleti’nin gerileme döneminde, “Yüce Devlet Olma Gururu” hep
ön planda olmuştur. Öte yandan savaşların bir kısmı Osmanlı Devleti’nin isteği
dışında başlatılmış, bir kısmında da acelecilik ve bilgisizlik yüzünden coğrafya
saf dışı bırakılmıştır. Böylece Anadolu Coğrafyası’nın ortaya çıkardığı Yüce
Osmanlı Devleti, coğrafi bilgisizlik ve olumsuzluklar yüzünden gerilemeye ve
yıkılmaya mahkum edilmiştir. Ancak bu coğrafya, gelecek yüzyıllarda, büyük
devlet çıkarma özelliğini korumaktadır.

Not: Bu
makalede yararlanılan kaynakların sayısı çok fazla olduğundan, burada
verilmemiştir. Ancak bu konu ile ilgili ayrıntılı bir çalışma tarafımızdan
yürütülmektedir. Çalışma kitap olarak yayınlandığında, yararlanılan kaynakların
tümü verilecektir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
!!..SüPéR ÆDMiN..!!
!!..SüPéR ÆDMiN..!!
avatar
Erkek
Yaş :
Kayıt tarihi : 12/03/08
Mesaj Sayısı : 607
Bulunduğunuz İl : burda olmak önemli
Meslek/Hobi : web tasarım
Tuttuğunuz Takım : intekli

MesajKonu: Geri: OSMANLI DEVLETİ' inde COĞRAFYA Mayıs 14th 2008, 16:17

OSMANLI ORTA
ÖĞRETİMİNDE COĞRAFYA

Eğitim;
Belli bir konuda, bir bilgi ve bilim dalında yetiştirme ve geliştirme, eğitme
işi. Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli
bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine
yardım etme, terbiye. Öğretim ise; Belli bir amaca göre gereken bilgileri verme
işi, tedris, tedrisat, talim. Öğrenmeyi kolaylaştıracak etkinlikleri düzenleme,
gereçleri sağlama ve kılavuzluk etme işi. Bu iki kelimenin anlamlarından da
anlaşıldığı üzere, eğitim ve öğretim, birbirinden oldukça farklı, ancak
birbirlerini tamamlayan ifadelerdir. Buna göre, bir milletin öz benliği ile ters
düşmeyen tüm bilimleri öğrenmek öğretim, onu ülkesinde ve kendi yaşayışında
uygulamak ise eğitimdir. Coğrafya dersi, hem eğitim ve hem de öğretim
dersidir.

Osmanlı
döneminin ilk yıllarından itibaren eğitim ve öğretime büyük önem verilmiştir.
Özellikle ilk ve ortaöğretime denk gelen çeşitli eğitim kurumları, eğitim ve
öğretimlerini zamanın bilimsel gelişmelerinin üzerinde bir performansla
sürdürmüşlerdir. Sözkonusu bu eğitim ve öğretim kurumlarında okutulan derslerden
biri de coğrafyadır. İnsanın yaşadığı çevre ile olan ilişkilerini konu alan
coğrafya, ilk öğretimden ortaöğretimin son sınıfına kadar temel dersler arasında
yerini almıştır.

Bir
imparatorluğu ayakta tutan kurumlardan biri de şüphesiz eğitim ve öğretim
kurumlarıdır. Eğitim ve öğretim kurumlarının seviyesi ile bir devletin ömrü,
üstünlüğü ve gücü arasında sıkı bir bağlantı vardır.

Osmanlı
döneminde eğitim ve öğretim faaliyetleri, her düzeyde, Tanzimat dönemine kadar
ücretsiz olarak yürütülmüştür. Bu durum, Türkiye Cumhuriyeti döneminde de,
1980’li yılların sonlarına kadar devam etmiştir. Bu sebeble, eğitim alanında,
Cumhuriyet’in 1980’li yıllardan sonraki dönemini, Osmanlı’nın Tanzimat dönemine
benzetmek mümkündür.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
!!..SüPéR ÆDMiN..!!
!!..SüPéR ÆDMiN..!!
avatar
Erkek
Yaş :
Kayıt tarihi : 12/03/08
Mesaj Sayısı : 607
Bulunduğunuz İl : burda olmak önemli
Meslek/Hobi : web tasarım
Tuttuğunuz Takım : intekli

MesajKonu: Geri: OSMANLI DEVLETİ' inde COĞRAFYA Mayıs 14th 2008, 16:18

Osmanlı döneminde Ortaöğretimde Coğrafya Eğitimi ve
Öğretimi

Anadolu
Selçuklu Devleti’nin zayıflamasıyla birlikte, Anadolu coğrafyasında, Beylikler
Dönemi başlar. Anadolu uç beylerinden olan Osmanlı Beyliği 1299 yılında
kurulduktan sonra, kısa sürede topraklarını genişletmiş ve beylikten
imparotorluğa yükselmiştir. Osmanlılar, yıkılış tarihi olarak kabul edilen 1922
yılına kadar, üç kıtada çok geniş topraklar üzerinde, tarihte ömrü en uzun
olarak kabul edilen (623 yıl) imparatorluklardan biri olan Osmanlı
İmparatorluğu’nu kurmuşlardır.

Osmanlı
devletinin kuruluşundan itibaren devlet sınırları içinde çok kuvvetli ve yaygın
biçimde medrese sistemi kurulmuştur. Medreseler, devletin sonuna ve 1924’de
kapatılmalarına kadar işlevlerini yürütmüşlerdir. Devletin üst düzeyde
yöneticileri Enderun adı verilen eğitim kurumlarında yetişmişlerdir. Ayrıca tüm
Osmanlı şehzadeleri, saraylarda özel eğitim ve öğretime tabi
tutulmuşlardır.

Osmanlı
medreselerinde, dini ilimlerin ağırlıkta olmasına rağmen, ders adının ve ders
saatlerinin değişikliğe uğramasıyla birlikte, müsbet bilimler (Ulum-i Akliye)
içinde coğrafya ilmi okutulmuştur.

Osmanlı
döneminde, ilköğretimi oluşturan ve halk arasında Sıbyan mektebi veya Mahalle
Mektebi adı verilen Darüttalim, Mektep, Mektephane, Darülilim, Muallimhane gibi
adlarla anılan eğitim kurumlarını, devlet adamları yada zengin kişiler, çeşitli
vakıflar kanalıyla kurarlardı. Bu okullarda öğretmen olabilmek için, sıbyan
mektebi mezunları, ilköğretimin üzerinde Ortaöğretim adı verebileceğimiz bir
eğitim ve öğretim programına dahil olurlardı. Muallim olabilmek için devam
edilen Muallim mekteblerinde okutulan derslerden biri de, Heyet (Sema ve Arz)
içinde Coğrafya dersidir.

Osmanlı
saraylarında yürütülen eğitim ve öğretim sistemi ise, Şehzadegâh, Meşkhane ve
Enderun mektebleridir. Bu eğitim kurumlarında da, Osmanlı Ülkeleri ve dünya
hakkında coğrafya bilgilerinin okutulduğu bilinmektedir.

Osmanlı
döneminde coğrafya ilmi ve bunun eğitim ve öğretimi ile ilgili gelişmeler, esas
itibariyle, 17.yüzyıl başlarından itibaren başlamıştır. Özellikle bu
gelişmelerin baş mimarı, Kâtip Çelebi’dir. 1608-1658 yılları arasında yaşamış
olan çağını aşan ilim adamlarımızdan Kâtip Çelebi, devrinin en büyük
coğrafyacılarından biridir. Coğrafyanın dışında felsefi konularda da eserler
veren Kâtip Çelebi, yaşamış olduğu yıllardaki ilim düşmanlığına ve cehalete
karşı büyük bir mücadeleye girişmiştir. “Talebeliğin hakirliğine bir saat
katlanamayan bir kimse, cehaletin zilletinde ebediyyen kalmaya mahkum olmuş
demektir.”diyen Kâtip Çelebi, çağına göre mükemmel ve modern bir eğitim ve
öğretim anlayışına sahip bir ilim adamıdır. Kâtip Çelebi’nin eserleri
incelendiğinde görülür ki, sadece coğrafya ilmi değil, köklü bir eğitim ve
öğretim sistemi üzerinde durduğu anlaşılmaktadır.

Coğrafya Eğitimi ve Öğretimi’nin esas amacını, insanların yaşadıkları
çevre ile olan ilişkilerini inceleyerek, toplumun kalkınmasını ve ilerlemesini
sağlaması teşkil eder. Kâtip Çelebi “Cihannüma” adlı eserinde coğrafya ilmi
hakkında şu bilgileri verir; “Coğrafya fenninde yalnız ülkelerin ahvali
yazılmayıp belki oralarda oturanların usul ve adetleri, devlet işlerinin nasıl
yürütüldüğü ve divan ahvali birlikte beyan olunmak, bu fennin vazifesi olduğu
cihetinden, tarihe üstünlüğü vardır ve tercih olunur.” Yine Kâtip Çelebi,
“Tuhfetü’l-Kibâr fi esfaril Bihar”adlı eserinde de coğrafya ilminin önemini ve
gereğini şu şekilde vurgular; “Hafi olmaya ki, devlet işlerini üzerlerine almış
olanlara bilinmesi lazım olan işlerden biri coğrafya fennidir. Bütün yeryüzü
ahvalini bilmek kolay olmazsa, bari Osmanlı ülkesinin şekli ve etrafta sınırdaş
olan memleketlerin tasviri bilinmek gerektir ki, bir yere sefer etmek ve asker
göndermek lazım geldikte, ona göre tedarik oluna. Düşman vilayetine girmek ve
sınır boylarını korumak tedbirlerini almak anında kolay olur. Bu babta fenden
habersiz kimseler ile meşveret yetmez, yerli dahi olursa. Zira çok yerli vardır
ki, kendi diyarını iyice bilip anlatmaktan acizdir. Ve bu ilmin lüzumuna şu
delil yeter: Yerebatası küffar, ol ilimlere ehemmiyet ve değer vererek, Yeni
Dünya’yı bulup Sind ve Hind limanlarına yayıldı. Venedik taifesi gibi bir hor
hakir kavim ki, küffar hükümdarları arasında rütbesi duka payesinden ibarettir
ve aralarında balıkçı unvanı ile meşhurdur, Osmanlı İmparatorluğu’nun boğazına
gelip ve garba hükmeyleyen şanlı devlete karşı kodu...”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
!!..SüPéR ÆDMiN..!!
!!..SüPéR ÆDMiN..!!
avatar
Erkek
Yaş :
Kayıt tarihi : 12/03/08
Mesaj Sayısı : 607
Bulunduğunuz İl : burda olmak önemli
Meslek/Hobi : web tasarım
Tuttuğunuz Takım : intekli

MesajKonu: Geri: OSMANLI DEVLETİ' inde COĞRAFYA Mayıs 14th 2008, 16:18

Osmanlı
Devleti’nde eğitim ve öğretim faaliyetlerinde, ilk yenileşme hareketleri 1773
tarihinde, askeri okullarda başlamıştır. III. Mustafa döneminde, 1773’te, askeri
deniz okulu olan Mühendishane-i Bahri-i Hümâyûn açılmıştır. İlk ve orta dereceli
bir okula tekabül eden bu askeri deniz okulunda, denizcilik bilgileri, harita
bilgisi ve coğrafya dersleri okutulduğu bilinmektedir. 1793 tarihinde, III.
Selim döneminde açılan Mühendishane-i Berri-i Hümâyûn yani Askeri Kara Okulu’nda
topçuluk, istihkam ve haritacılık öğretimi yapılmıştır. Öğretim süresi 4 yıl
olan bu okulun 2.ve 3. Sınıflarında okutulan 5 adet dersten biri coğrafya’dır.

Sultan
II.Mahmut (1808-1839) döneminde, 1824 tarihinde bir fermanla, ilköğrenim zorunlu
hale getirilmiş ve çeşitli okullar açılmıştır. Bu okullardan birini teşkil eden
ve 1834 tarihinde açılan Mektebi-i Fünun-u Harbiye, iki kısımdan oluşmuştu. 8
yıl süren I. Kısım öğrencilerinden başarılı olanlar, II. Kısıma alınmıştır. Bu
okulun ikinci kısmında, zamanın şartlarına göre ileri derecede haritacılık,
topoğrafya ve coğrafya alanında dersler okutulmuştur.

II.
Mahmut’un mahlası olan Adlî’ye atfen, Şubat 1939’da açılan, özellikle sivil
memur yetiştirmeyi amaçlayan Rüşdiye düzeyindeki Mekteb-i Maarif-i Adliye
okulunun ders programında coğrafya dersi de yeralmıştır.

II.
Mahmut döneminde diğer bilim dallarında olduğu gibi Coğrafya alanında da, ders
kitaplarına büyük ağırlık verilmiştir. Ders kitapları hazırlanırken önemli
ölçüde kısaltmalara gidilmiş, bunun sonucunda coğrafya alanında araştırma ve
yorumlara dayanan bilgilerden uzak kalınmış ve sonuçta coğrafya isim ezberlenen
bir ders olarak görülmeye başlanmıştır. Ancak bu kısaltmalar ve ezbercilik,
coğrafya ilmindeki gelişmeleri uzun yıllar geciktirmiştir.

Sultan
Abdülmecit (1839-1861), 1839’da tahta çıkınca, Reşit Paşa’nın etkisiyle,
Tanzimat Fermanı (ya da Gülhane Hatt-ı Hümayûnu) denen bir ferman yayınlamış ve
1876 yılına kadar devam eden Tanzimat Devri’ni başlatmıştır. Sultan Abdülmecit
(1839-1861) ile Sultan Abdülaziz (1861-1876)’in padişahlık dönemlerini içeren
Tanzimat döneminde, siyasal ve sosyal bazı düzenlemeler yapılmıştır. Bu arada,
eğitim ve öğretim konusunda da bazı düzenlemelere gidildiği görülmektedir.
Bunların başında ortaöğretimde atılan yenilik ve gelişmeler gelir. Bu dönemde,
orta öğretimi temsil eden Rüşdiyeler, İdadiyeler ve Sultaniyelerin sayısı hızla
artırılmıştır. 1852 yılında İstanbul’da 12 Rüşdiye bulunmaktayken, 1874’de bu
sayı 18’e yükselmiştir. 1853’de taşrada büyükçe şehir merkezlerinde 25 Rüşdiye
açılmıştır. 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi gereğince, Osmanlı
ülkelerinde hane sayısı 500’ü geçen şehir ve kasabaların tümünde Rüşdiye
açılması zorunlu kılınmıştır. Öğretim süresi 4 yıl olan bu okulların yapımı ve
her türlü ihtiyaçları Maarif İdaresi sandığından karşılanmıştır. Sözkonusu
nizamnameye göre; erkek ve kız rüşdiyeleri ile idadiyelerin ders programlarında
coğrafya dersi mecburi ders olarak konmuştur.

İptidai
mektep denen ilkokullara öğretmen yetiştirmek amacıyla, 1868’de İstanbul’da
Darulmuallimin-i Sıbyan mektebi açılmıştır. Öğretim süresi 1 yıl olarak
düşünülen bu okulda, coğrafya dersi ders programına konmuştur. Bu tür okullar
taşrada 1875’den itibaren açılmaya başlanmıştır. 1869 tarihli Maarif-i Umumiye
Nizamnamesi’ne göre, Rüşdiye, İdadiye ve Sultaniye şubelerinden oluşan bir büyük
Darulmuallimin kurulması öngörülmüş ve bu okulların ders programları ayrı ayrı
düzenlenmiştir. Okulun açılması ancak 1874’de Sıbyan, Rüşdiye ve İdadiye
şubelerini kapsayacak şekilde mümkün olmuştur. Öğrenim süresi 2 yıl olan
Darulmuallimin-i Sıbyan mektebinde, okutulan derslerden biri de Muhtasar
Coğrafya’dır. Öğrenim süresi 3 yıl olan Darülmuallimin-i Rüşdiye’de Coğrafya,
yine öğretim süresi 3 yıl süren Darulmuallimin-i İdadiye’de Kozmoğrafya ve
Mebadi-i Ulum-i Tabiiye dersleri diğer derslerle birlikte zorunlu olarak
okutulmuştur. 1877’de Darülmuallimin- Rüşdi ve Mülkiye Mekteblerinin ders
programlarında her üç yıl için ayrı ayrı coğrafya dersi okutulduğu
belirlenmiştir.

Tanzimat döneminde de, coğrafya ders kitapları hazırlanmasına devam
edilmiştir. 1871 yılında, Abdurrahman Paşazade Abdulhalim tarafından Coğrafya-i
Kebir, 1875 yılında Şirvanlı Ahmet Hamdi tarafından Usul-i Coğrafya-i Kebir adlı
eserler yayınlanmıştır. Sultan Abdülhamid döneminde de (1876-1909) coğrafya
alanında gerek ders kitapları ve gerekse ilmi manada eserlerin yayınlanmasına
devam edilmiştir. Osmanlı döneminin çeşitli eğitim kademelerinde görev yapan
Selim Sabit Efendi (1829-1910), 1874 tarihinde yayınlanan Rehnümâ-yı Muallimîn
(Öğretmenlere Rehber) adlı kitabında şunları kaydeder; “ Coğrafyada öğrencilere
harita ve yer küresi üzerinde beş kıta tanıtılacak, harita çizilmesi
öğretilecektir.”

10
Mayıs 1876’da, İstanbul’da öğrenciler, iç ve dış siyasi alandaki olumsuz
gelişmeleri protesto etmek için dersleri bıraktılar. 30 Mayıs 1876’da, V.Murat
tahta çıkarıldı. Çok geçmeden 31 Ağustos 1876’da Sultan II. Abdulhamid tahta
çıktı. 23 Aralık 1876’da, Padişah; Kanun-ı Esasi’yi kabul ve ilan etti. Böylece
I.Meşrutiyet Devri başlamış oldu. Kanun-i Esasi’ye eğitim ile ilgili önemli
maddeler girmiş olmasına rağmen, savaşlar nedeniyle hiçbir çalışma
yapılamamıştır. Ruslar’ın İstanbul önlerine kadar gelmeleri, Kars, Ardahan ve
Batum’u almaları, Osmanlı Devlet yetkililerini zor durumda bırakmıştır. Sultan
II. Abdülhamid, 13 Şubat 1878’de parlemantoyu süresiz kaparak I. Meşrutiyet
dönemini son vermiştir. 1878’den 1908 yılına kadar devam eden 20 yıllık
Mutlakiyet döneminde, eğitim ve öğretim alanında önemli atılımlar
yapılmıştır.

1882-1890 yılları arasında Rüşdiye’yi de içine alan İdadilerin Osmanlı
ülkelerinde geniş ölçüde yayıldığı görülür.Bunlar, il merkezlerinde Rüşdiye ile
birlikte 7 yıl, sancak merkezlerinde Rüşdiye ile birlikte 5 yıl eğitim ve
öğretim veren idadilerdir. Abdülhamit dönemi sonlarında Osmanlı Ülkelerinde, 619
Rüşdiye (74’ü kız), 109 İdadiye mektebi bulunmaktaydı. Rüşdiyelerde 40 bin,
İdadilerde 20 bin olmak üzere toplam 60 bin öğrenci eğitim ve öğretim
görmekteydi. Maarif Salnamesi’nde,1898-1899 Eğitim ve Öğretim yılındaki İdadi ve
Rüşdiyelerin ders programları incelendiğinde, coğrafya ders sayıları ve
saatlerinin artmış olduğu görülür. Buna göre, İdadi ve Rüşdiyelerin 7.yılında 1
saat, diğer ilk 6 yılında her yıl haftada 2’şer saat coğrafya dersi ders
programlarında yeralmıştır.

1869
tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’nin Darulmuallimin ile ilgili bazı
hükümler, 1891 yılında değiştirilmiştir. Bu değişikliğe göre, Darulmuallimin’in
İdadi şubeleri kapatılarak, her şubesi 2’şer yıl olmak üzere İptidaiye, Rüşdiye
ve Âliye şubelerinden oluşmuştu. 1900 tarihinde darülmualliminlerin sayısı
taşrada 15’i bulmuştu. 1898 tarihli Darulmuallimin ders programında, İptidaiye
şubesinin 1.sınıfında Mebadisi ve Osmanlı Coğrafyası 2 saat, 2.sınıfında Umumi
ve Osmanlı Coğrafyası 3 saa okutulmuştur. Kadın öğretmen yetiştiren 3 yıllık
Darülmuallimat’ın (1898); 1.sınıfında 2, 2.ve 3.sınıflarında 1’er saat olmak
üzere coğrafya dersi zorunlu dersler arasında yerini almıştır.

Mutlakiyet döneminde, ilk, orta ve yüksek öğretime yönelik olmak üzere
çeşitli coğrafya kitabları, coğrafya sözlükleri ile askeri haritalar
hazırlanmıştır. Yağlıkçızade Ahmed Rıfat Efendi’nin 1883 tarihinde hazırladığı
Lügat-ı Tarihiyye ve Coğrafiye (7 cilt), Şemseddin Sami’nin 1889-1899 tarihleri
arasında hazırladığı Kamusü’l-â’lâm (6 cild), Kolağası Ali cevad’ın 1897- 1900
yılında hazırladığı Memalik-i Osmaniyye’nin Tarih ve Coğrafya Lügatı (4 cilt)
dönemin coğrafya ile ilgili çok sayıda maddeyi içeren önemli
sözlüklerdir.

23
Temmuz 1908’de yeniden parlemanto açılıp II. Meşrutiyet dönemine geçildi. 1918
yılına kadar devam eden II. Meşrutiyet dönemi, siyasi ve askeri çalkantılarla
geçmiştir. Trablusgarp Savaşı (1911), Balkan Savaşı (1912-1913) ve Birinci Dünya
Savaşı (1914-1918) bu dönemin önemli olaylarıdır. Özellikle Balkan Savaşları’nın
ardından yaşanan büyük felaketlerden sonra, Osmanlı toplumunda, “Çökmekte olan
Osmanlı Devleti’ni ancak eğitim ve öğretmenler kurtaracaktır. ”görüşü
yaygınlaşmış ve bu görüş, toplumun eğitim ve öğretime eğilmesine yol açmıştır.
Ancak ardı arkası kesilmeyen savaşlar, zaman zaman eğitim ve öğretimi sekteye
uğratmıştır.

1908
tarihinde, 12 vilayet merkezindeki İdadilerin adı Sultaniye olarak değiştirildi.
Sultanilerin sayısı Birinci Dünya Savaşı sıralarında 50’yi bulmuştu.
Sultanilerin adına, 1911 yılında Lise denilmesi düşünülmüşse de, bu değişiklik
ancak 1922 yılı sonunda gerçekleşmiştir. Öğrenim süresi 3 yıl olarak kabul
edilen Sultanilerin, 1915 yılı ders programlarında, coğrafya derslerinin mecburi
ders olarak yerini aldığı görülmektedir. Yine aynı yıl Darülmuallimin-i
İptidai’nin ders programlarında, coğrafya dersleri, ilk üç yıl 2’şer saat,
4.sınıfta 1 saat olarak planlanmıştır.

Osmanlı
İmparatorluğu’nun son dönemlerine gelindiğinde, devletin savaşlarda sürekli
yenilgi alması ve zayıflamasına rağmen, bilimsel yönden önemli bir gerileme
olmadığı dikkati çeker. Koca imparatorluk, sanki yeniden kurulacakmış gibi
coğrafi alanda da çalışmalar devam eder. Özellikle 1913’lü yıllarda gerek
Tefeyyüz ve gerekse Kanaat kitabevleri tarafından çok sayıda coğrafi eser
yayınlanır. Bunlardan Tefeyyüz Kitabevi tarafından yayınlananların sayısı 30’u
bulur. Bunlardan 6’sını çeşitli boyutlarda atlaslar teşkil eder. Bunlar arasında
şu kitablar dikkat çekicidir; İbn Nüzhet Cevat bey tarafından yazılan, “Haritalı
Musavver Coğrafya-i Umumi (1.ve 2.sene)”, “Haritalı Musavver Memalik-i Osmaniye
Coğrafyası (1.ve 2.sene)”, Behram Münir bey tarafından yazılan “Vatan-ı Mukaddes
Yahud Memalik-i Osmaniye Coğrafyası”, “Nevasül Resimli ve Haritalı Rehnümay-ı
Coğrafya (1.ve 2.sene), “Yeni Tarzda Coğrafya”, Ali Tevfik bey tarafından kaleme
alınan “Nevasül Coğrafya-i Umumi”, “Memalik-i Mahrusa Coğrafyası”, “Mufassal
Memalik-i Osmaniye Coğrafyası”, Hüseyin Hıfzı bey tarafından hazırlanan “
“Mebde-i Coğrafya”, “Sualli ve Cevablı Musavver Coğrafya-i Osmani”, “Sualli ve
Cevablı Rehnümay-ı Coğrafya-i Umumi”, “Sualli ve Cevablı Talim-i Coğrafya”, Ali
Nazım beyin “Yeni Tertip Coğrafya Beş Kıta”, “Küçük Coğrafya”, “Haritalı Küçük
Coğrafya” dır. Ayrıca atlaslar arasında, Muhammed Eşref bey tarafından
hazırlanan “ Rüşdiye Mektebleri Atlası”, “İbtidaiye Mekteb-i Atlası”, “Umumi
Mekteblere Mahsus Atlas”, “Mükemmel ve Mufassal Coğrafya-i Umumi Atlası” ile
Nasrullah ve Rüşdü beyler tarafından hazırlanan “Mükemmel ve Mufassal Memalik-i
Osmaniye Atlası” gibi eserler sayılabilir.

Osmanlı
İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, özellikle Sorbon Üniversitesi Mezunu,
Darü’l-Fünun, Mülkiye Mektebi, Yüksek Muallim ve Maliye Mekteblerinde coğrafya
öğretmenliği yapmış olan Faik Sabri (DURAN)’nin Kanaat Kitabevi tarafından
yayınlanan kıtalar ve Osmanlı Coğrafyasına ait eserleri önemlidir. Bunlardan
“Avrupa” adlı eserinin önsöz kısmında, Faik Sabri’nin ilk cümleleleri şunlardır;
“ Coğrafya bu son senelerde mühim bir değişime uğradı. Bundan otuz sene evvelki
şeklinden artık çıktı ve son tereddütlerini atarak asıl maksad ve gayesine
kavuştu. Mevcut ilimler arasında kendini mühim bir yer hazırladı. Bilinmeyen
esaslara dayanan eski coğrafyanın karışık ve faydasız tekerlemeleri ile artık
yetinilemez. Bundan böyle öğretmenler derslerinde öğrencilerine yalnız isim
ezberlemekle vakit geçiremezler. Kıtalar, memleketler hakkında öğrencilerde
unutulmaz hatıralar uyandırmaya, zihinlerde kalıcı izler bırakmaya, doğal
olayları, çevrenin tesirini araştırmayı ve açıklamayı onlara alıştırmaya
borçludurlar. Çünkü bugünün coğrafyası, yalnız ruhsuz isimler, uzun ve manasız
rakamlar coğrafyası değil; fikirler, muhakemeler, mülahazalar
coğrafyasıdır...”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
!!..SüPéR ÆDMiN..!!
!!..SüPéR ÆDMiN..!!
avatar
Erkek
Yaş :
Kayıt tarihi : 12/03/08
Mesaj Sayısı : 607
Bulunduğunuz İl : burda olmak önemli
Meslek/Hobi : web tasarım
Tuttuğunuz Takım : intekli

MesajKonu: Geri: OSMANLI DEVLETİ' inde COĞRAFYA Mayıs 14th 2008, 16:18

Osmanlı Döneminde Azınlık ve Yabancı Okullarında Coğrafya Eğitimi ve
Öğretimi

Fatih
Sultan Mehmed Han, 1453’de İstanbul’u fethettiğinde, bir lütuf olarak Rumlara ve
Galata Latinlerine, inanç ve ibadetlerini sürdürmelerinde, mahalli idarelerinde,
gelenek ve göreneklerini uygulamada ve benliklerini korumada sınırsız hak ve
imtiyazlar vermiştir. Aynı haklardan Ermeniler ve daha sonraları Yahudiler de
yararlanmışlardır. Azınlıkların serbest olduğu alanlardan biri de, eğitim ve
öğretimdir. O dönemlerde, dini eğitim ile müsbet ilimler eğitimi aynı çatı
altında yürütüldüğünden, azınlık okullarının eğitim ve öğretim sistemleri,
Osmanlı eğitim ve öğretim sistemine benzerlik göstermektedir.

Osmanlı
sınırları içinde, Rum, Ermeni ve Yahudilere ait azınlık okulları, denilebilirki
hemen hemen Osmanlı İmparatorluğu’nun her döneminde eğitim ve öğretimlerini
devam ettirmişlerdir. Sözkonusu bu azınlık okullarında, zaman, mekan ve
milliyetlere göre değişen, az veya çok coğrafya dersleri
okutulmuştur.

Programı Fransız eğitim sistemine göre hazırlanmmış olan ve 1868’de
İstanbul’da açılan Galatasaray Mekteb-i Sultanisi’nde okutulan dersler arasında,
Genel Coğrafya ve Osmanlı Coğrafyası dersleri de yeralmıştır.

Maarif
Nazırı Zühtü Paşa’nın Protestan Okulları hakkında Abdülhamit’e arzettiği 1893
tarihli tezkerede, Beyrut’ta eğitim ve öğretimini sürdüren Amerikan Protestan
Mektebi’nin ders programında mecburi derslerden birinin coğrafya olduğu
görülür.

Österreichisches Sankt Georgs Kolleg 1882-1982 adlı kitabta, Avusturya
Sankt Georgs kollejlerine ait 1897 tarihli ders cetvelinde, okulların
3-4-5-6.sınıflarında coğrafya dersleri okutulduğu
kaydedilmektedir.

Cumhuriyet döneminde Ortaöğretimde Coğrafya Eğitimi ve
Öğretimi

Osmanlı
döneminden Cumhuriyet dönemine geçişte, Türk bilim tarihinde önemli bir değişim
yaşanmıştır. Bu değişim harf devrimidir. Sözkonusu bu devrim ile, kurulan genç
Cumhuriyet, Batı Bilim dünyası ile yakınlaşırken, Osmanlı Bilim Dünyası’ndan
oldukça uzaklaşmıştır. Harf devriminin ardından, cumhuriyetin ilk yıllarında,
diğer tüm bilimlerde olduğu gibi, Coğrafya bilim alanında da, Osmanlıca yazılmış
eserlerin çok az bir kısmının Yeni Türkçe’ye çevrilmiş olduğunu
görmekteyiz.Çünkü kısa bir süre içinde, 600 yıllık bir birikimin hemen yeni
kuşağa aktarılması imkansızdır. Bu nedenle Yeni Türkçe’ye çevrilen eserlerin
çoğunluğunu okul ders kitabları teşkil etmiştir. Özellikle bu alanda, Faik
Sabri’nin çalışmaları kayda değerdir. Faik Sabri, osmanlıca olarak yazmış
olduğu, Türkiye Coğrafyası ve Kıtalar Coğrafyası ile ilgili eserlerini, harf
devriminden sonra Yeni Türkçe’ye çevirmiştir. Ancak hayatta olmayan ve çok eski
dönemlerde yaşamış coğrafyacıların eserleri, arşiv ve kütübhanelerde, uzun
yıllar bir daha açılmamak üzere tozlu raflara kaldırılmıştır.

1924
tarihinde, öğretim süresi 5 yıl olan Darülmuallimin ve Darülmuallimat’ın 1 ve
3.sınıflarında 2’şer, 2 ve 4.sınıflarında 1’er saat coğrafya dersi okutulmuştur.
Bu okullar, 1932-33 Öğretim yılında süresi 6 yıla çıkarılmış, ilk üç yılında
genel ortaokulların programları uygulanmaya başlanmıştır. 1937-1938 Eğitim ve
Öğretim yılında 3 yıllık Lise kısmında, coğrafya dersleri, 1 ve 3.sınıflarda
2’şer saat, 2.sınıfta 1 saat olarak programa konulmuştur. 1937-1938 Eğitim ve
Öğretim yılında, 3 yıllık ortaokulların bütün sınıflarında ve yine 3 yıllık
liselerin ilk iki sınıfında 2’şer saat, lise son sınıfta 1 saat olmak üzere
coğrafya dersi okutulmuştur.

Cumhuriyet döneminde, ortaöğretim kurumlarında okutulan ders kitabları,
uzun yıllar Ord.Prof.Dr. Besim Darkot, Prof.Dr. Sırrı Erinç ve Sami Öngör
tarafından hazırlanmıştır. Bu kitabların, Ortaöğretim coğrafya öğretimine büyük
katkıları olmuştur. 1987’li yıllardan sonra, ortaöğretim ders kitabları
hazırlanmasında, Prof.Dr. Reşat İzbırak, Prof.Dr. Sırrı Erinç, Prof.Dr. İbrahim
Atalay, Prof.Dr. Cemalettin Şahin, Prof.Dr. Erdoğan Akkan, Prof.Dr.Hayati
Doğanay gibi akademisyenlerin katkıları büyük olmuştur.

1981-1982 Eğitim ve Öğretim yılı, ders programları incelendiğinde,
ortaöğretimin orta kısmında Tarih ile Coğrafya derslerinin konuları
birleştirilerek, 1 ve 2.sınıflarında 4’er, 3.sınıfında 3 saat olarak Sosyal
Bilgiler dersi adı altında işlenmiştir. Lise kısmında ise 1 ve 2.sınıflarda
2’şer saat Coğrafya dersi yeralmış, ancak Lise son sınıfına Coğrafya dersi
konmamıştır.

Cumhuriyet döneminde, coğrafya derslerinde ağırlıklı olarak Türkiye
Coğrafyası konuları okutulmuştur. Bu uygulama 1987 yılına kadar sürdürülmüştür.
Ancak 1987-1988 Öğretim yılında uygulamaya konulan müfredat programlarında
coğrafya dersleri hem ders sayıları ve hem de ders kredileri azaltılmış, konular
iyice yüzeyselleştirilmiştir. Bu müfredat programına göre, Ticaret ve Endüstri
Meslek liselerinden coğrafya dersleri kaldırılmıştır. Liselerin ikinci ve üçüncü
sınıfların fen bölümlerinde “seçmeli ders” konumuna getirilmiştir. Üniversite
giriş sınavlarında, fen puanına göre yükseköğretim kurumuna kaydolmak isteyen
fen bölümü öğrencileri, coğrafya dersi gereksiz diyerek bu dersi çoğunlukla
seçmemişlerdir. Öte yandan sınıflarda okutulan coğrafya dersleri, coğrafyanın
ilke ve metodlarından oldukça uzaklaştırılmıştır.

Cumhuriyet Döneminde Azınlık ve Yabancı Okullarında Coğrafya Eğitim ve
Öğretimi

Maarif
vekaletince onaylanan 1955-1956 Öğretim yılından itibaren uygulamaya konulmuş
ders programlarına göre; Özel okulların orta kısımlarında, 1 ve 2.sınıflarda
haftada 2’şer saat, 3.sınıfta 1 saat, lise kısımlarında 1-2-3.sınıflarında
haftada 2’şer saat olmak üzere coğrafya dersi okutulması
belirlenmiştir.

18 Ocak
1960 tarihli Maarif vekaletince onaylanan ders programlarına göre; Liseler için
tüm sınıflarında 2’şer saat coğrafya dersi okutulması öngörülmüştür. 2 Kasım
1960 tarihinde, yabancı okulların ders programları yeniden görüşülmüş ve bazı
değişikliklerle kabul edilmiştir. Buna göre, bu okulların orta kısımlarında
bütün sınıflarda haftada 2’şer saat , Lise kısmında 1 ve 2. Sınıflarında 2’şer
saat, 3 ve 4.sınıflarında 1’er saat coğrafya dersi konmuştur.

Bundan
sonra yabancı okulların ders programlarında, farklı zamanlarda bazı
değişiklikler içeren programlar hazırlanmışsa da, coğrafya ders programlarında
pek fazla değişiklik olmamıştır. Ancak coğrafya derslerinde, Türk okullarında
okutulan Türkiye Coğrafyası dersi yerine, azınlık okulunun bağlı bulunduğu
ülkenin coğrafyası ağırlıklı olarak ders programlarında
yeralmıştır.

1991-1992 öğretim yılında uygulamaya konulan “Ders Geçme ve Kredi
Sistemi”, Türk okullarında olduğu gibi, yabancı özel okullarda da bazı
değişikliklere sebeb olmuştur. Buna göre, Özel okulların 1 ve 2.sınıflarına
mecburi 2’şer saat coğrafya dersi konmuş ve diğer sınıflarda coğrafya seçmeli
dersler arasında gösterilmiştir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
!!..SüPéR ÆDMiN..!!
!!..SüPéR ÆDMiN..!!
avatar
Erkek
Yaş :
Kayıt tarihi : 12/03/08
Mesaj Sayısı : 607
Bulunduğunuz İl : burda olmak önemli
Meslek/Hobi : web tasarım
Tuttuğunuz Takım : intekli

MesajKonu: Geri: OSMANLI DEVLETİ' inde COĞRAFYA Mayıs 14th 2008, 16:19

Ortaöğretimde Coğrafya Eğitimi ve Öğretimi ile İlgili
Sorunlar

Bugünün
Türkiye’sinde, ortaöğretimde müşterek bir çok sorun bulunmaktadır. Ancak bu
sorunlar, ayrıntıya inildiğinde, her bir bilim dalındaki aksaklıkların birikmesi
olduğu görülür. Bu sebeble, ortaöğretimin sorunlarına çözüm aramak için,
ayrıntıya inmek gerekir. Orta öğretimde sorunlar yumağında, coğrafya dersi ile
ilgili olanlar, hayli fazladır. Bunun fazla oluşu, bu bilimin güncel, değişken
ve uygulamalı olmasından kaynaklanır. Bugün Orta öğretimde coğrafya eğitimi ve
öğretimi ile ilgili sorunlar ve çözümler ana başlıklar altında şu şekilde
sıralanabilir.

1.
Coğrafya ilmi ülke kalkınmasında önemli rol oynayan bir bilimdir. Çünkü,
Coğrafya ilmi, uygulamalı bir bilimdir. Uygulama alanı bir bölge veya ülke olan
coğrafya, uygulandığı bölge veya ülkenin planlaması ve kalkınmasında önemli rol
oynar. Ülke arazisinin düz veya engebeli olup olmadığı, iklim özellikleri ile
insan hayatı ilişkileri, toprağın tarımsal özellikleri, yeraltı ve yerüstü
zenginlikleri gibi kısacası doğal, beşeri ve ekonomik olayların dağılışları,
sebeb ve sonuçları ile birbirleri arasındaki bağlantıları inceleyen coğrafya,
ekonomik kalkınmanın belkemiğini oluşturur. Öte yandan ülkenin tüm doğal
güzelliklerini, sosyal çeşitliliklerini ve ekonomik zenginliklerini ortaya
koyarken, coğrafya; öğrenen insana, engin bir ülke sevgisi aşılar. Dünyayı
ayrıntılı bir şekilde incelemesi bakımından coğrafya, siyasi ve askeri alanda
önemli bir rol oynar. Tarih sahnesinde askeri yenilgilerin altında, mutlaka
coğrafi olayların gözardı edilmesi yatar.

Coğrafya ilminin öneminden dolayı, geçmişten günümüze tüm dünya
ülkelerinde olduğu gibi, Osmanlı döneminden bugüne, orta öğretimde coğrafya
dersleri zorunlu dersler arasında okutulagelmiştir. Ancak cumhuriyet döneminin
son yıllarında uygulanan ders geçme ve kredili müfredat programlarında,
coğrafyanın önemi gözardı edilmiştir. Sözkonusu bu programa göre, Meslek
liselerimizin çoğunda coğrafya dersleri kaldırılmış, lise fen bölümlerinde
seçmeli ders konumuna getirilmiş ve genel olarak coğrafya ders kredileri
azaltılmıştır. Ancak bu pogramın aksak yönleri sonradan görülmüş ve
ortaöğretimde yeniden sınıf geçme esası getirilmeye başlanmıştır. Bu
değişikliklerden de anlaşılacağı üzere, cumhuriyet döneminde, ortaöğretim ders
programlarında sık sık değişikliğe gidilmiştir. Her yapılan değişiklik,
özellikle ülke sevgisinde önemli rol oynayan coğrafya ilminde ve dolaysıyla
eğitim camiasında derin yaralar açmıştır.

Bu
sebeblerden ötürü geçmişte olduğu gibi bugün de, ülke yönetiminde görev yapacak
tüm yetkililerin ülkesini ve dünyayı iyi tanıması gerekir. Bunun için de,
ortaöğretim gören tüm öğrencilerin alan ayrımı yapılmaksızın zorunlu olarak,
coğrafya okuması şarttır.

2.
Ortaöğretimde Coğrafya Eğitimi ve Öğretimi ile ilgili sorunlardan bir diğeri,
öğretmenlik mesleği ile ilgilidir. Bugün için öğretmenli mesleğinin hemen hemen
hiç bir cazibe tarafı kalmamıştır. Her yıl öğretmenliği cazip bir meslek haline
getireceklerini belirten ilgililer, ne yazıkki bu sorunu sadece 24 Kasım
öğretmenler gününde hatırlamaktadırlar. Öğretmenler Günü kutlamalarında söylenen
birkaç tatlı söz ile öğretmenlerin sorunları çözümlenmeye çalışılmaktadır. Oysa
eğitim söz değil, icraat işidir. İcraat yapılamayınca, her geçen yıl
öğretmenlerin maddi ve manevi durumları daha da kötüye gitmektedir. Bu tehlikeli
gidişe mutlaka vakit kaybetmeden bir dur diyen çıkmalıdır. Öğretmenlik
mesleğinin kutsallığı, sadece sözlerle değil, akılcı ve gerçekçi icraatlarla
doğrulanmalıdır. Aksi takdirde sorunlar yumağı haline gelen eğitim, büyük bir
açmaza girecektir.

3.
Ortadereceli okullardaki coğrafya öğretmenlerini yetiştiren yüksek okullar,
Eğitim Fakülteleri, Dil ve Tarih-Coğrafya, Edebiyat, Fen- Edebiyat
Fakülteleri’nin coğrafya bölümleridir. Bugün için orta dereceli okullarımızda
coğrafya derslerinin bir kısmı, meslek dışı öğretmenleri tarafından
yürütülmektedir. Buna karşılık, yeni mezun olan coğrafya öğretmen adayları,
sınıf öğretmeni olarak atanmaktadır. Bu sorun acilen çözümlenmeli ve coğrafya
bölümü mezunları, branş öğretmeni olarak atanmalıdır.

4.
Bugün Ortadereceli okullarımızda okutulan coğrafya ders kitapları, özet
bilgileri içermektedir. Çünkü, ders kitablarında sayfa sınırlandırması
getirilmektedir. 150 ile 220 sayfa arasında hazırlanması istenen bu ders
kitaplarının, 1/3’ini fotoğraflar, 1/3’ini harita ve grafikler doldurmaktadır.
Öte yandan önsöz, içindekiler, yararlanılan kaynaklar ve diğer zorunlu yazılarla
kitabın % 70’e yakını doldurulmaktadır. Geri kalan 50-60 sayfa içinde, bir yıl
boyunca okutulacak coğrafi bilgiler bulunmaktadır. Sözkonusu bu sayfalarda, konu
planı, hazırlık soruları, ödev soruları ile doldurulmakta, yalın metin olarak
sayfa adeti 25-30 sayfaya düşürülmektedir. İnanın bir öğretmen, ders kitabını
değilde, öğrencilerine ders notu tuttursa, bir yıl boyunca 100 sayfaya yakın
ders notu yazdırır. Hakkıyle eğitim ve öğretim yapmak isteyen bir öğretmen çok
zorluk çekmektedir. Çünkü öğretmenler ders anlatırken, ders konusunu sadece
kitaba bağlı olarak anlattığı takdirde, konu 5 dakikadan daha az bir sürede
bitmektedir. Ders saatini doldurmak amacıyla öğretmenler aynı konuyu kitaptan
ders boyunca, sınıfın bütün öğrencilerine ayrı ayrı okuttuğu halde, ders
saatinin yarısını dolduramamaktadır. Diğer yarısı ise şamata ve gırgır ile
doldurulmaktadır. Bu durum son derece düşündürücüdür. Bu düşündürücü durum,
ortaöğretim için hazırlanan coğrafya ders kitablarında gözönünde tutulmalıdır.
Bunun için de, Milli Eğitim Bakanlığı, coğrafya kitabları hazırlama şartlarını
yeniden gözden geçirmeli, harita, grafik, fotoğraf ve ödev soruları, kitap
sayfasının dışında tutulmalıdır.

5.
Coğrafya derslerinde yaşanan bir diğer çarpıklık sınavlarda yaşanmaktadır.
Öğrenciler, 25-30 sayfayı ancak bulan ders notunun, birinci dönemde ilk
sınavlarını 5-10 sayfadan olmaktadır. 5-10 sayfalık bilgileri ezberleyen ve çok
yüksek not alan bir öğrenci, kitabın geri kalan kısmını okumasa da sınıfını
geçebilmektedir. Velevki birinci dönem zayıf almış olsa bile, toplam 30 sayfayı
bulmayan metin kısmını oluşturan özet bilgileri okurken tekrar özet çıkarmakta
ve alınan bilgiler özetin özetini teşkil etmektedir. Sonuç olarak, orta
öğretimdeki coğrafya öğretmenleri, öğrencilerine bu özetin özeti olan dar ve
kısır bilgileri, test yoluyla imtihan etmekte ve öğrencileri ezberciliğe
yönlendirmektedir. Özetin özetini içeren bilgiler, dağ, şehir, nehir adlarından
ibaret olacaktır. Bu adlar, sadece bulmaca çözmede yardımcı olur. Coğrafya,
bulmaca bilimi olmaktan çıkarılmalıdır. Sonuç olarak, coğrafya dersleri, ezberci
bir sistemin dışına çıkarılmalıdır.

Bugün,
ortaöğretim ders kitapları hazırlanırken, Sultan II.Mahmut (1808-1839)
dönemindeki ders kitaplarındaki uygulanan kısaltma metodu yeniden uygulama
aşamasına getirilmiştir. Bu uygulamadan derhal vazgeçilmelidir. Milli Eğitim
Bakanlığı tarafından hazırlanan ortaöğretim coğrafya ders kitaplarındaki sayfa
ve konu sınırlandırmaları derhal kaldırılmalıdır. Bundan böyle hazırlanacak olan
ders kitapları, oldukça hacimli hazırlanmalıdır. Çünkü yorum yapmak ve akıl
yürütmek, ancak hacimli kitapları okumakla mümkün olur. Ortaöğretim coğrafya
programları hazırlanırken, bu alanda akademik olarak yetişmiş bilim adamlarının
görüşleri alınmalıdır.

6.
Coğrafya, bir uygulama bilimidir. Teorik bilgilerin uygulama aşamasına
getirilmesi şarttır. Coğrafya’nın konusunu yeryüzü teşkil eder. Uygulama sahası
da yeryüzüdür. Bu sebeble, coğrafya dersi işlenirken, mutlaka arazi
çalışmalarına önem verilmelidir.Oysa ortaöğretim programlarında, arazi
uygulamalarının yapılması için, geçmiş dönemlerde ayrılan ödeneklerin tümü
kesilmiştir. Böylece uygulama bilimi olan coğrafya dersleri teorik hale
getirilmiş ve okul dersanelerine hapsedilmiştir. Gerçekçi ve yararlı bir eğitim
ve öğretim yapılabilinmesi için, coğrafya derslerinin uygulama yapılması ve
bunun için Milli Eğitim bütçesinden ortaöğretim kurumlarına “Arazi Tatbikatı
Ödeneği” verilmesi gerekmektedir.

7.
Cumhuriyet döneminin ilk dönemlerinde tüm ortaöğretim kurumlarında birer
coğrafya odaları vardı. Bu odalarda, çeşit çeşit duvar haritaları, küreler,
kabartma haritaları, slayt, film, epidiyaskop gibi görsel aletler ve bunların
gereçleri bulunuyordu. Coğrafya öğretmenleri, derse girmeden önce coğrafya
odalarına uğrar, ders konusu için gerekli olan tüm araç ve gereçleri alır, dersi
görsel olarak anlatırdı. Ancak bugün bu odaların çoğu bakımsızlık ve ilgisizlik
yüzünden çoğu harap oldu ve dersane sıkıntısı yüzünden çoğu coğrafya odaları
iptal edildi. Yeni yapılan ortaöğretim kurumlarında ise, böyle bir odanın
gerekliliği daima gözardı edildi. Dolaysıyla bugün ortaöğretim kurumlarımızda,
coğrafya dersleri ruhsuz, zevksiz ve öğreticilikten uzak bir şekilde ezbere
işlenmektedir. Bu da coğrafya ilminin özüne ters düşmektedir. Bu sebeble modern
bir eğitim için, mutlaka coğrafya odalarına büyük ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç
vakit geçirilmeden giderilmelidir.

8.
Osmanlı İmparatorluğu’nun Tanzimat döneminden itibaren başlayan paralı eğitime
geçiş ve özel okul furyası, bugün de yaşanmaktadır. Eğitim alanında, Tarih sanki
yeniden tekerrür etmektedir. Bugün, ülkemizde özel okulların hızla gelişmesi,
özellikle yetişmiş eğitim elemanı açısından devlet okullarına büyük darbeler
indirmiş ve devlet okulları laşkalaşmış ve Milli Eğitimimiz sorunlar yumağı
haline getirilmiştir. Sorunun çözümü gayet basittir. Bunun için, tarihe bakmak
ve tarihten ders almak gerekmektedir. Eğitim sistemimiz, Osmanlı döneminin
gelişme dönemindeki sisteme uyarlanmalı ve çağın yenilikleriyle yeniden
donatılmalıdır. “Devlet okulu - Özel okul” ayrımına son verilmelidir. Devlet
okullarının tamamı yarı özelleştirilmeli, öte yandan özel okulların statüleri
yeniden gözden geçirilmelidir. Yani eğitim kurumlarının tüm giderleri, zaman
zaman devletin maddi desteğini de alan, halk tarafından oluşturulacak “Eğitim
Vakıfları”na yüklenilmelidir. Ancak tüm okulların eğitim sistemleri, devlet
tarafından düzenlenmeli ve eğitim gerçekten millî olmalıdır. Devlet-Millet
kaynaşması ile oluşturulacak eğitim kurumlarında, engin bir yurt sevgisi
aşılayan ve dünya ufkunu genişleten Coğrafya derslerine ağırlık
verilmelidir.

Bugün
ortaöğretim kurumlarımızda, coğrafya eğitim ve öğretiminde görülen sorunlar,
ülkenin içinde bulunduğu genel ekonomik kalkınma ile yakından ilgilidir. Osmanlı
döneminin ekonomik olarak üstün olduğu dönemlerde, eğitim ve öğretim altın
çağını yaşamıştır. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarından, eğitim ve öğretime
büyük ağırlık verilmiş ise de, özellikle son yıllarda devletin genel bütçesinden
eğitim ve öğretime ayrılan pay iyice azaltılmıştır.

Bugün,
eğitim ve öğretimde yapılan kısıtlamalar, ülke ekonomisinde yaşanan sıkıntılara
maledilmektedir. Ancak kalkınmaya hiçbir katkısı olmayan kalemlere, sınırsız
harcamalar yapılmakta ve ülkenin içinde bulunduğu ekonomik bunalım gözardı
edilmektedir.

Eğer
gelecekte, kalkınmış bir Türkiye görülmek isteniyorsa, bugünün yöneticileri;
eğitim ve öğretimin tüm sorunlarına acil çözümler üretmelidir. Başta eğitim ve
öğretim alanında uyguladıkları tüm kısıtlamaları kaldırmalı ve modern dünyanın
modern eğitim ve öğretim seviyesini yakalamalıdırlar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
!!..SüPéR ÆDMiN..!!
!!..SüPéR ÆDMiN..!!
avatar
Erkek
Yaş :
Kayıt tarihi : 12/03/08
Mesaj Sayısı : 607
Bulunduğunuz İl : burda olmak önemli
Meslek/Hobi : web tasarım
Tuttuğunuz Takım : intekli

MesajKonu: Geri: OSMANLI DEVLETİ' inde COĞRAFYA Mayıs 14th 2008, 16:19

OSMANLI DÖNEMİNDEN BUGÜNE
COĞRAFYA



Yeryüzünün tamamını veya bir bölümünün; fiziki, beşeri ve iktisadi
olaylarını inceleyen Coğrafya ilminin ana temasını insan oluşturur. İnsanın
olduğu her yerde Coğrafya ilmi vardır. Bu nedenle, insanoğlunun dünyaya geldiği
ilk insanlardan bugüne, az veya çok çevre ile ilgisi olmuştur.

Avcılık
veya toplayıcılık dönemlerinde bile, insanoğlu; geçimini sürdürebilmek için,
daha iyi av sahalarını veya daha verimli toplama bölgelerini araştırmaya
yönelmiştir. Böylece, belki farkında olmadan Coğrafya ilmi ile meşgul olmuş ve
kazandığı tecrübe ve bilgilerini nesilden nesile aktarmaya devam etmiştir.

Coğrafya ilmi ile ilgili bilinen en eski belge, M.Ö. 2400 veya 2700
yıllarında Babilliler tarafından, Babil çevresini gösteren taslak haritadır.
Anlatım yolu ile Coğrafya ilmine ait bilgiler veren Heredot, M.Ö. 484-426
tarihlerinde yaşamıştır. Bodrum doğumlu olan Heredot, Libya kıyılarından Güney
Avrupa'ya oradan Hindistan'a kadar olan geniş bölge hakkında ayrıntılı bilgiler
veren dokuz ciltlik eser yazmıştır.

Eskiçağ’dan Ortaçağ’a, Coğrafya ilmindeki gelişmeler devam etmiş, ancak
bu konudaki araştırmalar daha ziyade İslam Coğrafyacıları tarafından
yürütülmüştür. Mesudi, Biruni, İdrisi, İbn Batuta, İbn Haldun bunlardan
bazılarıdır.

Yeniçağ’a geçerken, coğrafi alanda büyük bir reform denilebilecek Büyük
Coğrafi Seyahatler gerçekleşmiş ve Yeni Dünya karalarının tanınması
gerçekleşmiştir. Osmanlı dönemindeki Coğrafi araştırmalar, işte bu çağa rastlar.
Piri Reis (1470-1554), Katip Çelebi (1608-1652) ve Evliya Çelebi (1611-1682)'nin
başını çektiği bilim adamları, Osmanlı Coğrafyacıları olarak bilinir.

Dünya
Yeniçağ'ı geride bırakıp, Yakınçağ'a geçerken, Büyük Coğrafya Seyahatlerinin
devamı niteliğini taşıyan, Avrupalı seyyahların yeniden seyahatlerine
başladıkları ve coğrafi araştırmaların Okyanusya ve Antarktika’ya yöneldiğini
görmekteyiz. 1953 yılında Everest Tepesi'ne ulaşılması ve 1960 yıllında Büyük
Okyanus'un en derin noktasının Marian Çukurluğu olduğu tesbit edilmesinden
sonra, Dünya üzerindeki araştırmaların kısmen tamamlandığı kabul edilmiş ve uzay
yolculukları ve derin deniz araştırmalarına doğru bir yönelme gözlenmiştir.
1957'de başlanan Uzay Araştırmaları, 16 Temmuz 1969 yılında ilk insanlı Ay
yolculuğu ile, Coğrafya ilminin çalışma sahasını genişletmiş ve önce İnsanın
gidebildiği her yer, Coğrafya ilminin çalışma bölgesi olarak görülmeye
başlanmıştır.

Bugün
artık Coğrafya ilmi metot ve ilke olarak; Büyük Coğrafya Seyahatleri gibi gezi
ilmi yerine, araştırma gezilerinin yanında, sebep-sonuç, dağılış ve bağlantı
ilkelerini de geliştirerek çok geniş boyut kazanmış ve sonuçta modern coğrafya
doğmuştur.

Coğrafi
Seyahatlerden Modern Coğrafya'ya doğru geçişte, Osmanlı döneminde de belirgin
gelişmelerin olduğu görülmektedir. Özellikle Osmanlı Devleti’nin son
dönemlerinde, Coğrafya ilmi ile ilgili dikkate değer gelişmelerin olduğu
bilinmektedir. Osmanlı döneminden genç Türkiye Cumhuriyeti'ne doğru geçişte,
kısmen duraksamış gibi görülen Coğrafya ilmi, kısa sürede gelişme göstererek,
eksisiyle artısıyla, bugünkü seviyesine ulaşmıştır.

Bu
bildiride, Coğrafya ilminin eski çağlardan bugüne olan gelişmesi yerine, sadece
Osmanlı döneminden bugüne kadar olan gelişmeler üzerinde durulacaktır.
Bildirinin amacı, bu konuda ayrıntılı bir araştırma sunmak değil, Osmanlı
döneminden bugüne coğrafya alanındaki gelişmeleri satır başlarıyla özet olarak
ele almak ve bundan sonraki Tarihi Coğrafya araştırmalarına ışık tutmaktır.
Diğer bir ifadeyle, Coğrafya alanında geçmişten aldığı ışığı, önce bugüne ve
daha sonra geleceğe taşımaktır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
!!..WeBMaSTeR..!!
!!..WeBMaSTeR..!!
avatar
Erkek
Yaş :
Kayıt tarihi : 30/05/08
Mesaj Sayısı : 443
Bulunduğunuz İl : diyarbakır
Meslek/Hobi : web tasarim
Tuttuğunuz Takım : umut spor

MesajKonu: Geri: OSMANLI DEVLETİ' inde COĞRAFYA Haziran 4th 2008, 21:59

SaGol ama yazılar çok küçük paylaşım içn tekrar tşk
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör

OSMANLI DEVLETİ' inde COĞRAFYA

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
İnTeRNeT TeKNoNoJi KuRuMLaRı FoRMu :: _---------- ۩۞۩๑DöNeM ÖDeVLeRi ۩۞۩๑------------_ :: COĞRAFYA -